Amritavarshini’nin o kadar küçük yaşta sahip olduğu olağanüstü bilgelik ve kavrayış, Sanātana Dharma’nın (Ebedi Hakikat) temel öğretilerinin hayatta ne kadar kolay özümsenebileceğinin kanıtıdır.
25 Mart 2022, Cuma – Amritapuri Aşram
6 yaşındaki Amritavarshini 3 yaşından beri aşramda yaşıyor ve Bhagavad Gītā derslerine katılıyor. Amritavarshini son 4 ayını Fransa’da geçirdikten sonra Amritapuri’ye geri döndü. Sahil meditasyonu sırasında Amma’nın ona sorduğu birkaç soruya öyle yanıtlar verdi ki o kadar küçük yaşta Gītā’nın öğretilerini dinlemenin onu nasıl olağanüstü bir bilgeliğe ulaştığını hepimize gösterdi.
Amma, onca ay uzakta kalmaya nasıl dayandığını sorduğunda Amritavarshini Gītā’nın öğretilerinin çok faydasını gördüğünü söyledi. Amma ile sohbetlerinin devamında Amritavarshini çocuklara hitap eden reklamların çokça bulunduğu mağazaların önünden geçerken ve buralarda alışveriş yaparken arzularını nasıl kontrol ettiğini anlattı: “…Gözlerimi kapattım ve gözlerim kapalı yürümeye devam ettim.”
Hepimiz için aydınlatıcı olan bu hoş sohbet aşağıdaki gibi ilerlerdi. Amma: “Aylarca Amma olmadan nasıl dayanabildin?” AV: “Gītā öğretileri bana yardım etti.” Amma: “Örnek verebilir misin?” AV: “Evet, büyük büyükannemin ölümü.” Amma: “Ne oldu? Öğretiler sana nasıl yardım etti?” AV: “Cenazeden korkmuştum.” Amma: “Gītā’yı öğrenmen korkunu aşmanı mı sağladı?” AV: “Evet” Amma: “Korktuğunda hangi Gītā şlokasını düşündün?” AV: “38. şloka” Amma: “O şlokayı biliyor musun?” AV: “Evet” Amma: “Ne diyor?” AV 38. şlokayı ezbere okudu:
sukha-duḥkhe same kṛtvā lābhālābhau jayājayau tato yuddhāya yujyasva naivaṃ pāpam avāpsyasi BG 2.38
Görev gereği, mutluluğu ve kederi, kaybı ve kazancı, zaferi ve yenilgiyi aynı şekilde karşılamaya çalış. Sorumluluğunu bu şekilde yerine getirdiğinde hiç günah işlemezsin.
Amma: “O hâlde, durumla yüzleşecek cesareti buldun?” AV: “Evet, annemle birlikte cenazeyi görmeye gittim.” Amma: “Bedenler yok olsa da Öz’ün yani Ātman’ın yok olamayacağını düşündün mü?” AV: “Evet.” Amma: “Bu hangi şlokada geçiyor?” AV 2. Bölümün 22. şlokasını ezbere okudu:
Nasıl ki bir insan eski giysilerinden vazgeçip yeni giysiler giyiyorsa, jīva da yeni dünyevi bedenleri kabul ederken eski ve artık işe yaramayan bedenlerden vazgeçer.
Amma: “Fransa’dayken neler ilgini çekti?” AV: “Reklamlarla dolu mağazalara gittim, ama istediğim her şeyi satın almadım.” Amma: “Ne istemiştin?” AV: “BİRÇOK ŞEY! Mağazalarda insanın ilgisini çekecek çok şey vardı. Çocuklar için bile! Arzulayabileceğim birçok şeyin olduğu bir mağazanın önünden geçtik. Ama onların cazibesine kapılmadım.” Amma: “Bu iyi bir şey değil mi? Belirli bir arzu hissetmedin yani?” AV: “Evet, iyi bir şey.” Amma: “Beğendiğin ya da beğenmediğin bir şey olduğunda śravanam (dinleme), mananam (tefekkür), nidhidhyasanam (içselleştirme) yapıyor musun? Śreyas (daimî mutluluk) ve preyas (geçici mutluluk) üzerine düşünüyor musun? Neyin sonlu neyin sonsuz olduğunu biliyor musun? AV: “Evet, śreyas ve preyas hakkında düşünüyorum.” Amma: “İyice düşündüğünde kendini çok güçlü hissediyorsun değil mi?” AV: “Evet, hatta alışveriş merkezlerine gittiğimde o kadar çok arzulanacak şeyi gördüğümde bile gözlerimi kapatıyorum ve kapalı gözlerle yürümeye devam ediyorum.” Amma: “Oyuncakların peşinde koşarsan elmasları kaybedersin, mücevherleri kaçırırsın.” AV: “Evet.” Amma: “Ama mücevherlere ulaşırsan, ihtiyacın olan her şeye sahip olursun. Değil mi?” AV: “Evet.” Amma: “Amma sana bir tabak dolusu çikolata ve bir tabak dolusu altın para sunarsa, hangisini tercih edersin?” AV: “Altın paraları.”
Amritavarshini’nin o kadar küçük yaşta sahip olduğu olağanüstü bilgelik ve kavrayış, bir çocuğun masumiyetine, açık görüşlülüğüne ve kalp açıklığına sahip olan insanın, Sanātana Dharma’nın temel öğretilerini ne kadar kolay özümseyebileceğinin kanıtıdır.
Anne, hizmetkarların hizmetkarıdır. Kendisine ait özel bir yeri yoktur. Onun yeri kalbinizdedir.”
AMMA
Dünyada Amma (Anne) olarak bilinen Śrī Mātā Amritānandamayī Devī’nin doğumundan, ilk öğrencilerinin ona gelmesine kadar milyonlara ilham olan hayatının anlatıldığı kitabı artık Türkçe okuyabilirsiniz.
Amma’nın ilahi aşkı, dev bir ağa dönüşen insanlığa hizmetinden, ailesinin ona deli muamelesi yaptığı, ilk öğrencilerinin ona ulaşmasına kadar ve derin spiritüel öğretilerinin yer aldığı tüm detaylar kıdemli öğrencisi tarafından anlatılıyor.
Bu kitap, maneviyat yolunda adanmışlığa yürek ısıtan bir örnektir ve Amma’yı tanımak için etkili bir giriştir.
Amma’nın Hindistan’da öncülük ettiği etkileyici projesi “AmritaSREE” (Kadın Özerklik Eğitimi ve Güçlendirme Birimi)
AmritaSREE (Amma’nın Kadın Özerklik Eğitimi ve Güçlendirme Birimi), Hindistan genelinde 21 eyalette 15.000 kendi kendine yardım grubundan (KKY) oluşuyor ve 250.000’den fazla üyesi bulunuyor. KKY kadınlarının çoğu, Hindistan’daki köylerden ve diğer izole kırsal alanlardan geliyor.
Amma, üye kadınların kendi ayakları üzerinde durmak için samimiyetle ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıkları gerçeğine destek olduğundan bu projeyi başlattı: “Bu kadınlar, sorumluluklarını başkasına devretmiyor, başkalarına bağımlı olmuyor veya başkalarını suçlamıyorlar. Başkalarının kusur ve eksikliklerine odaklandığımızda, hiçbir şeye zaman kalmaz. Onun yerine, hayatınızın dizginlerini kendi elinize alın ve yola devam edin.”
Bir grıha (ev), bir aşrama (ibadethâne) dönüştürülebilir. Aşram, kişilerin tüm zaman ve enerjilerini Hakk’ın hatırlanmasına adadıkları yerdir. Burada yapılan tinsel pratikler, çeşitlilik içerisinde birliğin görülmesine yardımcı olur. Aile hayatı da böyle olabilir. Eski zamanlarda bu böyleydi. Bu yüzden ev/aile sahibi olan kişi ‘grıhasthashrami’ (evinde aşram hayatı yaşayan kişi) olarak anılırdı. Bu kişi, eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşıyor olmasına rağmen, mutlak amaç Tanrı Hakikati’ne erişmek için çok çabalar. Eğer samimi bir şekilde çabalarsanız, bu mümkündür.
“Çocuklarım, olduğunuz yerde kalın ve görevinizi sevgi ve adanmışlıkla gerçekleştirin. Eğer bu dünyada evlenip bir düzen kurmuşsanız kaçarak işinizi, karı/ koca ve de ebeveyn olarak sorumluluklarınızı terk etmeyiniz. Bütün görevlerinizden vazgeçip turuncu giysilere büründüğünüzde Tanrı’nın sizi kabul edeceğini düşünmeyin. Hayır, bu işler öyle yürümüyor. Aynı giysileri giymeye devam edin, sorumluluklarınızı devam ettirin, evinizde kalın ve işlerinizi yapın. Ancak, aynı zamanda, kendi Özbenliğiniz’de yaşamayı öğrenin. Bu, öğrenmemiz gereken en önemli sanattır. Biz başka her şeyi öğreniriz, yalnız bu hariç: kendi Öz Benliğimizde ikâmet etme sanatı.”
“Yalnız veya ailenizle birlikte yaşıyor olsanız da, eğer zihinsel kapasiteniz herhangi bir duruma adapte olabilecek yeterlilikte değilse, hayatta mutlu ve başarılı olamazsınız. Bu hayatın en temel ilkelerinden biridir.”
“Aile yuvası, bir grup bireyin çatışma içerisinde, her zaman kavga ve tartışma ortamında yaşadıkları bir yer olmamalı. Aynı zamanda sadece yemek yiyip uyuma yeri olduğu ve hayatın zevklerinin bunlardan ibaret olduğu düşünülmemelidir. Bu, aile hayatını cehenneme çevirir ve kişiliklerinizi parçalara ayırır. Böyle bir aile hayatı ölüme eşdeğerdir. Aile hayatında böyle yaşam süren kişinin bir cesetten farkı kalmaz.
Evin içinde yaşayanların birbirleriyle bağ kurmadığı, sadece orada bulunup birbirlerine teğet yaşadıkları böylesi bir ev hapishaneye benzer. Ailenizi cennete, evinizi sevginin, bereketin ve barışın hakim olduğu bir yuvaya dönüştürebilirsiniz.
Elbette bunun için çok çaba göstermek gerekir. O yüzden bunu bir sādhanā – tinsel pratik olarak algılayabilir ve hayat içerisinde uygulamaya alabilirsiniz.”
“Evdeyken dahi, yaşam ilahi amaca hizmet etmelidir. Dünyada yaşarken de tinsel bir yaşam sürmek mümkündür. Burada olması gereken, kişinin eylemlerini özveriyle herhangi bir bağımlılık oluşturmadan sürdürmesidir. Kişi geçmiş ve gelecek hakkında endişelenmemelidir. Mevcut anda var olup, eylemlerinizi ve bunların sonuçlarını Hakk’a teslim ediniz. Sorumluluklarınızı, Hak’tan geldiğini aklınızdan çıkarmadan can-ı gönülden yerine getirin. Yüce Rab tarafından sağlanan her şeye şükrediniz. Çünkü ne zaman tam bir teslimiyet ve adanmışlıkla davranırsak, en iyi sonuçları alırız. Ancak aklınızı sadece sonuca odaklanarak karıştırmayın. Mevcut sorumluluklarınızı Tanrı tarafından verilmiş bir görev bilinciyle, samimi ve tüm kalbiniz ile gerçekleştirdiğiniz vakit, gelecek, dostunuz olur. Bugünü adanmışlıkla yaşayın, o zaman yarın sizin dostunuz olur. Her şeyin Hak olduğunu bilin ve ‘Ben’ ve ‘Benim’den kurtulun’.”
“Biz kendi dharmamıza* göre yaşamalıyız; başkasının dharmasını yaşamaya çalışmamalıyız. Bu, dişçinin kardiyolog rolünü üstlenip kalp hastası olan birini tedavi etmesine benzer. Eğer dişçi kalifiye olmadığı bir görevi üstlenirse bu hem hastayı hem de kendisini tehlikeye atar. Dişçinin kendi işini yapması gerektiğini söylemeye lüzum yok. Zaten kendi görev alanında yeterince işi vardır.
Gayretle gerçekleştirilen her eylem, sevgi, adanmışlık, teslimiyet içerdiğinde mükemmele ulaşacaktır.”
*Sanskrit kökenli Dharma kelimesi, çok fazla anlam taşımaktadır. Bunlardan bazıları; hak, görev, düzen, yasa, sorumluluk, kural, hakikat, değerler. Her kişinin kendine has dharması bulunmaktadır.
Kadınların en büyük kuvveti Tanrı vergisi anneliklerinden gelmektedir; yaratıcılıklarından ve hayat verme güçlerinden. Ve bu güç, kadınlara toplum içerisinde erkeklerin yapabileceklerinden daha mühim değişiklikler sağlamalarına yardımcı olur.
Hiçbir harici kuvvet kadınlara veya onların Tanrı vergisi analık niteliklerine engel olamaz. Bu nitelikler sevgi, empati ve sabırdır.
Bir kadının bu hakikati kendi fark etmesi gerekir ve bu uyanışa engel olabilecek tek şey kadının kendi zihnidir.
Kadınların düşündüğü üzere kısıtlamalar gerçekte yoktur. Kadınlar, kendi güçlerini toplayıp bu varsaydıkları zihinsel kısıtlamaların üstesinden gelmelidirler.
Uygun koşullar ve başkalarının destekleri, kadınların uyanışlarına ve de yükselmelerine muhakkak yardımcı olacaktır.
Eğer kadın bu koşulların getirdiği ilhamdan güç alamazsa bunlar tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü gerçek güç ve kuvvet dışarıdan gelmez; içeride bulunmalıdır. Ve cesaret zihnin bir vasfıdır, bedenin bir niteliği değil.
Hangi göz daha değerlidir? Sol göz mü, sağ göz mü? İkisi de eşit derecede önemlidir. Ve bu kadın ile erkeğin toplum içerisindeki yeri için de böyledir. İkisi de kendilerine özgü sorumlulukların farkında olmalıdır. Ya da dharmanın. Erkek ve kadın birbirlerini desteklemelidir. Kadın ve erkek Amma’nın gözünde eşittirler.
Kadın veya erkek fark etmez, zihnin kısıtlamalarını aşma cesareti bulunan her kimse evrensel annelik hâline erişebilir. Anneliğin nitelikleri kadınların doğum hakkıdır. Annelik aşkı uyandığında, hissedilen sevgi ve şefkat sadece kendi evladı için değil ama – bütün insanları, hayvanları, bitkileri, taş, toprağı, akarsuları – tüm doğayı ve canlıları kapsar.
Kadınlar, zekâsal güç ve kabiliyet açısından erkeklerden aşağıda değillerdir. Kadınların irade gücü ve yaratıcı enerjileri, onların herhangi bir işi yapabilmelerini sağlar.
Kadınlar ne yapıyorsa yapsın, her konuda olağanüstü seviyelere erişebilirler, özellikle tinsellik yolunda. Sahip oldukları arı zihin ve zekâ kapasiteleri ile her şeyi başarabilirler.
Ancak her neye girişirler ise, başlangıç olumlu olmalıdır. Eğer başlangıç iyi olursa, işin ortası ve sonu da iyi olacaktır; sabır, inanç ve sevgi olması şartıyla.
Günümüz dünyasında her şey kirletilmiş ve doğallığı bozulmuş hâlde olduğundan, kadınlar, kirlenip bozulmadan, kendi analık niteliklerine (kadınlığın doğasına) daha çok özen göstermelilerdir.
Kadın ya da erkek fark etmez, gerçek insanlığınız, yalnızca içinizdeki dişil ve eril nitelikler dengelendiğinde gün yüzüne çıkar.
Bu yüzden, kadınların çocukları üzerindeki etkilerinden dolayı, kadınlar geleceği etkiler. ‘Anneliği’ uyanmış bir kadın bulunduğu yere cenneti taşır.
Gerçek liderliğin baskın gelip kontrol etmek olmadığını hatırlayalım. Hakiki liderlik, yaşamlarımızı örnekleyerek başkalarına sevgi ve şefkatle hizmet etmek, hem kadına hem de erkeğe ilham olmaktır.
4 Aralık 2015, Amritapuri Amritapuri’deki bir soru-cevap oturumu sırasında Amma’ya bir kişinin mantrasını söylemenin en iyi yolu soruldu.
SORU: Amma, mantramı yüksek sesle söylemeyi seviyorum. Bunu yaparken çok fazla sevgi, teslimiyet ve coşku hissediyorum. Fakat aynı şeyi sadece dudaklarımı hareket ettirerek (herhangi bir harici ses çıkarmadan) yaptığımda, aynı miktarda konsantre olamıyorum ve aynı miktarda sevgi ve coşku hissetmiyorum. Sen benim Gurum olduğun için, mantramı en iyi ne şekilde söyleyebileceğim konusunda beni yönlendirebilir misin?”
Amma: “Şlokaları (ilahi ve yakarışları) söylerken, onları sesli olarak söylememizin herhangi bir zararı yoktur. Ancak bijakṣara (sesi hecesi tohumu) içeren mantraları yüksek sesle söylemememiz önerilir. Bu gibi mantraları sadece dudakları hareket ettirerek (iç sesimizle) ses çıkarmadan söylemek daha iyidir.
Evde yalnız olduğunuzu varsayalım, o zaman mantranızı yüksek sesle söyleyebilirsiniz. Bunun zararı yoktur. Ya da dua ettiğiniz odanın kapısını kapatıp sesli söyleyebilirsiniz. Yine yalnız yaşadığınızı varsayarsak ve sizi dinleyen başka kimse yoksa, o zaman da mantrayı yüksek sesle söyleyebilirsiniz. Bazı insanlar bunu daha odaklı yapabilir. Bazı öğrenciler derslerini yüksek sesle okumayı, bazıları ise sessizce okumayı sever. Bazıları sessizce okuduğunda daha iyi konsantrasyon elde eder. Bu, kişiden kişiye değişir. Ama genelde, etrafınızda insanlar varsa, o zaman mantrayı yalnızca dudakları hareket ettirerek söylemek daha iyidir (bir süre sonra, kişi dudaklarını hareket ettirme ihtiyacı duymadan mantrayı içinden tekrar etmeye başlar).
Mantra japa (zikir) için Adhikāri-bheda
“Eski günlerde, Gurular o kadar kolay bir şekilde mantra vermezdi. Mantra vermeden önce Adhikāri-bheda’yi imtihan ederlerdi. Yani, öğrencinin mantra japa pratiği yapmaya hazır olup olmadığını görmek için olgunlukları ölçülürdü. Bazı çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren şarkı söyleme yeteneğine sahiptir. Bir müzik öğretmeni tarafından eğitildikten sonra kolayca başarılı bir şarkıcı olabilirler. Ancak Amma, mantra verilmesi söz konusu olduğunda, adhikāri bheda’ya hiç bakmadı. Eğer baksaydı hiçbirimiz burada, aşramda olmazdık (herkes gülüyor).
Amma mantra isteyen herkese, kişinin mantrasını en azından bir süre tekrarlayacağı umuduyla verir. Hiç değilse bu sayede kişi mantranın yararını görmüş olur. Amma için önemli olan budur.
Bijakşara’nın (Tohum Hecesinin) Gücü
“Amma tarafından bijakşarası olan bir mantra verildiğinde, onunla birlikte takip edilmesi gereken bazı talimatlar bulunmaktadır. Eğer bir Satguru – hakiki bir üstad – tarafından bijakşara içeren bir mantra, doğrudan Üstadın nefesi ile öğrencinin kulağına üflenir ve inisiye edilirse, öğrencide değişim ve dönüşüm baş göstermeye başlar.
Eğer geceden süte biraz yoğurt eklersek, süt sabaha fermente olur ve yoğurda dönüşür. Benzer şekilde, Guru’dan mantra almak, normal süte yoğurt eklemek gibidir. Eğer mantrayı Guru’dan almayıp kendi başınıza bir şeyler yapmaya çalışırsanız, yoğurdu fermente etmek için dış malzemeler eklemek gibi olur. Bu da yoğurdun kalitesini düşürür.
Hakikat hepimizin içindedir ama zihinlerimiz kirle kaplı olduğu için onu göremiyoruz. Örneğin, ‘su sıcak’ dediğimizde, suyun ısısı çeşitli derecelerde olabilir. 10 derece, 20 derece, 30 derece veya hatta 100 derece kaynar su olabilir. 10 derecede, mikroorganizmalar hala aktif olabilir, ancak sıcaklık arttıkça mikro organizmaların miktarı azalır.
Hakiki bir Üstad da yüzde yüz saftır ve bu nedenle ondan gelen her şey öğrencide dönüşüm yaratma gücüne sahiptir. Satguru bir mantra verdiğinde, bizi kendi hayat enerjisini aşılar ve bu bizde içsel değişiklikler yaratabilir.
Heves ve pratik
“Sādhanamıza (tinsel pratikler) yeni başladığımızda müthiş bir heves ve istekle yaparız. Maneviyat yolunda sapmadan ilerleyebilmek için bazı yapılması ve yapılmaması gereken kurallar vardır. Diyelim ki yeni bir araç aldınız ve kullanmaya başladınız. İlk başlarda aracın hız kilidi olduğu için hız yapamazsınız. Aracın motoru ancak belli bir kilometre kat ettiğinde açılır ve daha çok hız yapmaya başlarsınız. Veyahut mutfak blenderı sürekli açık tutulursa motoru yanar. Mixeri arada sırada kapamalısınız ki bobini yanmasın. Tinsel kitaplar okumuş ve iyi bir hoca ile çalışmış kişiler, doğru idrak ile ne önlemler alınması gerektiğini bilirler. Ancak diğerleri gerekli önlemleri almadan kesinlikle fazla ileri gitmemelidir.
Bir ilaç şurubu reçetenin belirttiği miktar üzerinde alınırsa epey zararlı olabilir. Bunun yanı sıra ilacın dozajı çocuklar için ayrı yetişkinler için ayrıdır. Eğer ilacın tadını sevip şişeyi tek bir dikişte içersek, iyi geleceğine bizi hastanelik edebilir. Aynı şekilde, meditasyon gibi tinsel pratiklerde ilk başta coşkuyla oturup ‘hadi saatlerce birlikte meditasyon yapalım’, diye bir hevese kapılabilirsiniz.
Ancak eğer saatlerce birlikte meditasyon yapmak için henüz hazır değilsen, bu heves size problem yaratabilir. Meditasyon ısı ürettiğinden başınızda fazla bir ısınma ve yanma hissedebilir, düzgün uyku uyuyamabilirsiniz ve sindirim sisteminizde problemler yaşayabilirsiniz, vb.
Kontrolsüz yapılan tinsel pratikler, bazı kişilerde depresyon ve farklı rahatsızlıklara yol açabilir. O yüzden kişi meditasyon pratiğini aşamalı şekilde, yavaş ve istikrarlı olarak, uygulamalıdır.
Meditasyon pratiği aniden yüklenilmeden, azar azar artırılmalıdır. Başlangıçta günde 20 dakika veya yarım saat meditasyon yapmak uygundur. Zamanla kendini rahat hissettiğinizde, süreyi yavaşça arttırmayı düşünebilirsiniz. Zihin saatlerce meditasyon yapmaya zorlanmamalı. Pratik aşama aşama artırılmalı. Tinsel pratiklerimize başladığımızda doğru yönlendirme almamız elzemdir. Samskāralara (tinsel kültür veya eğilimlere) sahip olmayan kişiler, bir üstadın ya da gurunun rehberliğinde ilerlemeli. Bu bir öğrencinin laboratuvarda staj yapmasına benzemektedir. Öğrenci öğretmeninden hangi kimyasalları kullanacağını, deneyi nasıl gerçekleştireceğini ve hangi önlemler alınması gerektiğini öğrenir. O yüzden öğretmen yanı başında olmalıdır. Guru da aynı şekilde, ilk aşamalarda neyin yapılması ve neyin yapılmaması gerektiği konusunda bizi yönlendirir. Satguru, öğrenci için en iyi olanı bilir ve ona göre öğüt verir.
Satguru’dan alınan Guru-mantra
Satguru’nun verdiği mantra bizim için daima güvenlidir. Bu, cam gibi kırılgan bir eşyanın uygun şekilde paketlenerek kargolanması gibidir. Böyle bir paket düşse bile, paketi sağlam olduğundan içindeki eşya kırılmaz. Gurudan alınan mantra da böyledir. Her zaman korunaklıdır. Bijakşara içeren Guru-mukha’dan (Guru’nun ağzından) mantra almak, sağlam sarılmış bir paket almak gibidir ve düşse bile kırılmaz.
Başka bir kaynaktan böyle bir mantra almak, etrafında herhangi bir koruma olmadığı için düştüğünde parçalara ayrılacak kırılgan bir eşyaya sahip olmak gibidir.
Eğer bijakşara içeren bir mantranın doğru tesir göstermesi isteniyorsa, muhakkak bir Satguru’dan alınması gerekir.”
Bir Mahātmanın (Erenin) Beden ve Zihni – Ne kaybedilecek ne de terk edilecek bir şey vardır
12 Mart 2017, Amritapuri Aşram Amma, akşam meditasyonu için tüm ziyaretçiler ve aşram sakinleri ile dolu bhajan salonuna geldi. İnsanların çoğu, Amma gelmeden önce meditasyona çoktan başlamış da olsalar, onun gelişinin fark edilmemesi imkansızdı. Amma oturdu; bağdaş kurdu ve gözlerini yumdu. Tüm salonun mevcut sükuneti, sadıkların içlerine dönmeleri için elverişliydi. Meditasyonun ardından, Amma, kimsenin sorusu olup olmadığını sordu. Bir adam elini kaldırdı; Amma, ermişlerin, bedenlerini korumak için bir birtakım eylemlerde (karma) bulunduklarını duydum. Sen, bedenini korumak için ne yapıyorsun?’’
Amma cevapladı: “Kendini gerçekleştirme ve beden arasında bir bağlantı yoktur. Öz’ü anlamak, başkalarını kendinle ‘Öz’leştirmek demektir. Bu, onların neşesini kendi neşen; kederlerini de kendi kederin olarak görmektir. Yanlışlıkla parmağınızı gözünüze soktuğunuzda, hem parmağınızı, hem de gözünüzü ovuşturursunuz. Bir eren her daim bu tavrı korur. Aydınlanma, hatayı affetmek ve herkesi sevmektir. Hakikate erme hâli, başkalarının acı ve mutluluğunu kendinizinmiş gibi deneyimlemek, sevgi ve şefkat ile affetmektir. Nasıl ki bir ayna görüntüyü herhangi bir bağ beslemeden yansıtıyorsa, sizler de başkalarının hislerine bağlanmadan ortak olursunuz. Kimse sizden farklı değildir. Su ile dolu olan binlerce kovanın güneşi yansıtması gibi; birçok yansıma olmasına rağmen tek bir güneş vardır.’’
Kabulleniş ve Tarafsızlık
Sonrasında Amma, kabullenmek ve tarafsız olmak üzerine konuştu; “Aydınlanmış kişi, her şeyi kabul etme tavrına sahiptir. Dünyanın gerçek doğasını bilir. Denizde seyir eden bir tekne gibi, tekne suyun içinde olmasına rağmen su ile dolu değildir. Erenler dünyada yaşar ama dünyanın içlerine sızmasına izin vermezler. Her ne kadar bu dünyada eylemde bulunsalar da, dünya onları bağlamaz. Onlar karmadan özgürlerdir. ”
Beden ve Zihin
Aydınlanma mevzusu açıklığa kavuştuktan sonra, Amma, beden ve zihin arasındaki ayrımı ele aldı: “Bedenin iş yapabilmesi için yemek yemeye ihtiyacı vardır. Ama bir ermişin zihni farklıdır. Erenler (mahātmalar) gıda konusunda haftada bir veya iki kez beslenen pitonlar gibilerdir. Vücut için yemek yemek gerekli olsa da, mahātmalarda beslenme o kadar büyük bir önem teşkil etmez. Asıl mühim olan zihindir. Bir hamal ve bilim insanı gibi. Biri kafasını küfeyi taşımak için; diğeri ise, yeni evren kanunları bulabilmek için kullanır. Benzer şekilde, ermişin anatomisi diğer insanlarla aynı olsa da, o aklını farklı şekilde kullanır.”
Manevi Zihin ile Dünyevi Zihin
Amma, hakikat arayıcısı ile sıradan insanın zihinleri arasındaki farkı açıklamak için bazı örneklerle devam etti: “Sıradan bir insan, on veya yirmi volt gücünde düşük verimli bir ampul gibidir. Zihni dağıldığında gücünü kaybeder.
Ama hakikat arayıcısı bir trafo gibidir. Bu bir nehrin kollarını tek bir yönde toplayıp, kendi enerjisini ve elektriğini üretecek akıntı gücüne sahip olması gibidir. Ya da bir merceğin güneş ışığını yansıtarak sahip olduğu yakma gücü gibi, hakikat arayıcısı da sahip olduğu zihnini odaklama gücü ile sıradan insandan ayrılır.
Erenin (Mahātmanın) varlığından En İyi şekilde Yararlanmak
Amma sonrasında, bir Erenin varlığından en iyi nasıl faydalanabileceğimize değindir: “Bir Erenin varlığından sabır gücümüzü geliştirerek keyif almalıyız. Bir Mahātmanın dokunuşu; düşüncesi; bakışı tüm dünyaya fayda sağlama kapasitesine sahiptir. Bir tavuğun tek bir dokunuşu ile yumurtasını çatlatması, bir balığın bakışı ile yumurtasını çatlatması ve bir kaplumbağanın kuma bıraktığı yumurtasını sırf düşünmesi ile çatlatması gibi bir eren (mahātma) de safi dokunuş, bakış ve düşüncesi ile dünyaya fayda sağlar. Bizler, özverili ve alçakgönüllü tavır ve davranışlarımızla mutlu etmeliyiz mahātmayı mutlu etmeliyiz.”
Amma daha sonra, bir mahātmanın varlığının faydalarını anlattı: “Mahātmalar, çabasız ve sürekli akan bir nehir gibidir. Nehrin kıyısına bir çukur açtığında, nehrin suyu onu doldurur. Mütevazı olduğumuzda, mahātmalar da bize doğru çekilir ve bizleri inayet ile doldurur. Ancak kalbimizi açtığımızda bir mahātmanın varlığından faydalanabiliriz.”
Mahātma’nın Hareketleri (Yaptıkları) ve Bedeni
Bunların ardından Amma, mahātmanın kendisi ile fiziksel bedeni arasındaki bağı anlattı: “Mahātma için her şey, Brahman’dan ibarettir. Çiçeklerin sararıp solması gibi, beden de bir gün muhakkak güçten düşecektir. Mahātmanın, bedensel bağlılıkları yoktur. Aslında ne kaybedilecek ne de terk edilecek bir şey vardır. Tıpkı güneş gibi. Güneşin doğumuna ve batımına her gün şahit olsak da, gerçekte güneş ne doğar ne de batar. O her zaman olduğu yerde ışıldamasını sürdürür. Ātman da (ÖZbenlik) böyledir. Ātman değişmez, hep aynıdır. Mıknatısının varlığı ile demir parçaların hareket etmesi gibi, Ātman magnettir yani hareketsiz. Mahātmada da, beden hareket etse dahi Özü sabittir. Mahātmanın tüm davranışları, dünya uğrunadır.
“Mahātma, fındık veya ceviz gibidir, kabuğundan yani bedeninden bağımsızdır. Yılan derisinden sıyrıldığı gibi, mahātmalar da her an vücutlarından sıyrılabilirler. Ama bedenlerini dünya uğruna sürdürülebilir kılarlar. Onların tüm davranışları, sadece Dharma (Hak ve doğruluk) uğrunadır.”
“Günümüzde, insanlar Vedanta felsefesi hakkında tartışmaktan hoşlanıyor ama onu yaşamayı dilemiyorlar”, diyerek Amma sözünü bitirdi.
Dinleyenler, Amma’nın Özü hakkında verdiği iç dünyasına ait nadide detaylardan çok etkilenmişti.
Güneş batmak üzere, ilahiler zamanı geldiğini bildiriyordu. Herkes sessiz; meditatif bir zihinle, Amma’nın sözleri üzerine tefekkür ediyordu. Bir mahātmanın sahip olduğu özverili ve içsel bağımsızlık hâlinin düşüncesi dahi insanlarda saygı ve umut uyandırmaya yetmişti. Bu tür aydınlanmış varlıkların sadece insanlık için bir nimet olmadığı aynı zamanda onların yakınında olma mutluluğunu paylaşanlar için değişim katalizörü olduğu aşikardı.
Pandemiden dolayı Amma’nın 68. Doğumgününü bu sene birlikte kutlayamasak da, 3 gün boyunca canlı yayın ile Amritapuri aşramdaki etkinliklere dahil olabileceğiz.
amrita.live sitesinden tüm homa ve pujalari izleyebilirsiniz. 27 Eylül, Pazartesi Amma ile canlı yayın live.amma.org sayfasından olacaktır. (Son dakika değişiklikleri olabilir)
25, 26 ve 27 Eylül tarihlerinde özel homa (ateş ritüelleri) puja (çiçeklerle yapılan ibadetler) ve Devi Mahatmyan yazıtı okumasını amrita.live sitesinden canlı izleyebileceğiz.
Program:
25 Eylül 01:30 Lalita Sahasranama Arçana 02:30 Maha Ganapati ve Navagraha Homa 07:30 Maha Mrtyunjaya Homa 11:00 Devi Mahatmya Parayana 16:00 Mahasudarşana Homa 18:30 Karthika Puja
26 Eylül 01:30 Lalita Sahasranama Arçana 02:30 Maha Ganapati ve Navagraha Homa 05:00 Mrtyunjaya Homa 07:30 Dhanvantari Homa 11:00 Devi Mahatmya Parayana 16:00 Mahasudarşana Homa
27 Eylül 01:30 Lalita Sahasranama Arçana 02:30 Maha Ganapati ve Navagraha Homa 06:00 Swamiji’nin (Amritaswarupananda) Satsangı Guru Paduka Puja Dünya Barışı için Meditasyon ve Mantralar AMMA’NIN DOĞUMGÜNÜ MESAJI 16:00 Mahasudarşana Homa
Türkiye saatleri belirtilmiştir.
İyi ki doğdun Amma ❤️ İyi ki elimizden tutup karanlıktan aydınlığa liderlik ediyorsun. İyi ki rol modelimizsin. Nice uzun sağlıklı yaşların olsun ❤️??? Hizmetimiz daim olsun
Eğitim hem içeriye hem de dışarıya ışık yaymalı, farkındalık aşılamalı ve öğrencinin ulusuyla, dünyayla, tüm insanlar ve diğer varlıklarla, Doğa ve Tanrı’yla derin bağını güçlendirmelidir.
14 Ağustos 2021 D. Litt (Honoris causa), Kalinga Institute of Industrial Technology (Kalinga Endüstriyel Teknoloji Enstitüsü) Kendisine Fahri Doktora Derecesinin verilmesi üzerine Amma’nın Mesajı
Amma, Saf Sevginin ve Mutlak Bilincin bedenlenmiş hâli olan tüm çocuklarının önünde eğiliyor. Eğitim Bakanlığı Birliği, Beceri Geliştirme ve Girişimcilik Bakanı, Şri Dharmendra Pradhan, Nobel Laurate, Profesör Jean-Marie Lehn. Her şeyden önce, böyle bir onuru bana bahşettikleri için Lok Sabha Üyesi ve Saygın Kalinga Üniversitesi Kurucusu Sayın Achyuta Samanta’ya, İsviçre Parlamento Üyesi Sayın Nik Gugger’a, Müşavir Sayın Ved Prakash’a, Sayın Sasmita Samanta’ya, Sayın Varun Suthra’ya ve Kalinga’nın diğer yöneticilerine en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Aşramın dünyaya sunduğu insani hizmetlerin hepsi Amma’nın adanmışlarının gönülden sevgisi ve fedakârlığı sayesinde olmaktadır. Bu nedenle, Amma bu onuru çocuklarına ve onların sevgiyle taşan kalplerine sunmaktadır.
Kalinga ve Şefkat
Kalinga, tarihin sayfalarına altın harflerle yazılmış, büyük bir olayın anılarının uyuduğu kutsal topraktır. Bu topraklar, imparator Aşoka’nın güçlü bir istila savaşının üstesinden gelişine, zaferinden sonra kanlı savaş meydanını görünce yaşadığı derin kedere, yüreğindeki değişime ve ebedi huzur ve aydınlanma yolunun peşinden koşmasına şahitlik eden topraklardır. Saygın Kalinga Üniversitesi’nin kurucusu, Achyuta Samanta insanlığa hizmet etmek için işte bu şefkatin topraklarını seçmiştir. Amma onu yürekten alkışlıyor.
Eğitim ile varılması gereken en önemli nokta, insanların birbirlerine şefkat duymasıdır. Amma, üniversitenin bunu amaçladığını bilmekten dolayı son derece memnun. Üniversitenin olduğu bölgede ve çevresinde yaşayan on binlerce insana, destek ve barınak feneri olarak parladığını söylemeye gerek bile yok.
Bhārat* Topraklarının Vizyonu
Bu dünya ve içindeki tüm varlıklar, o tek Mutlak Bilincin farklı formları ve tezahürleridir.
Dolayısıyla, yaratılıştaki canlı-cansız her şeye sevgi, saygı ve hizmetkâr bir tutumla yaklaşmalıyız. Bhārat topraklarının vizyonu budur. Bhārat’ın dünyaya ulaştırdığı ulvi mesaj budur.
Sanātana Dharma’ya göre, Yaratıcı ve yaratım iki değil, birdir. Altın yüzüğün, kolyenin, bileziğin şekiller farklı olsa da, özü altındır. Güneş yüz tane kabın üstünde yansısa bile sadece bir tane güneş vardır. Benzer şekilde herkesin içindeki Özbenlik tektir. Eğer bu anlayışla yaşarsak, başkalarını da düşünen bir kalbe sahip oluruz. Sağ el yaralandığında sol el hemen onu okşar ve onu teselli eder. Herkes bu tavrı geliştirip, başkalarında kendisini görüp sevip ve hizmet etsin.
Eğitim Kelimesinin Gerçek Anlamı
“Eğitim” kelimesinin gerçek anlamının, içimizde olanı dışarıya çıkarmak olduğunu birçoğunuz biliyor olabilir. Eğitim kişinin içindeki gizli yetenekleri ortaya çıkarabilmeye yarar. Hepimizin birçok yeteneği mevcut, ama genelde bunun farkında değiliz. Bir hamal geçimini, başının üstünde yük taşıyarak sağlarken, bir bilim insanı başını olağanüstü keşifler ve icatlar yapmak için kullanır. Aynı şekilde, hepimizin içinde gizli, sonsuz bir güç mevcut. Ancak birçoğumuz bunun var olduğundan bile bihaberiz.
Uyuşuk Tavuklar
Amma çocukluğundaki bir olayı hatırlıyor. Amma’nın çocukluğunda Amma’nın annesi, Damayanti Amma’nın tavukları vardı. Tavuklar kuluçkadan çıktıktan sonra bazen uzun süre yumurtlamazdı. Uyuşuk bir hâl alırlar ve sanki hastaymış, ateşleri varmış gibi bir köşede kambur otururlardı sadece. Birisi yaklaştığında, onu uzaklaştırmak için sesler çıkarırlardı. Yemek yemeyi, hatta yemek aramayı bile bırakırlardı. Kendi hâllerine kalırlarsa bir altı ay daha hiç yumurtlamaya bilirler, hatta açlıktan ölebilirlerdi.
Bu şekilde beş günden fazla geçirirlerse, Damayanti Anne onları kurtarmak için nehre atardı. Böylece hemen kanat çırpmaya başlar ve kıyıya dönerlerdi. Annem bunu dört beş kez tekrar ederdi. Tavuk o zaman normale döner ve yiyecek aramaya ve ve 15 gün içinde yumurta vermeye başlardı. Burada, tavuğun doğuştan gelen yumurtlama yetisini, ancak uyuşukluğundan dolayı, bu kapasitesini ortaya çıkaramadığını görüyoruz.
Benzer şekilde, hepimizin doğuştan gelen yeteneklerimizi uyandırma kapasitesi var.
Modern Eğitim Sisteminin Eksiklikleri
Mevcut eğitim sistemi öğrencilerin içlerinde yatan yetenekleri ve kapasiteleri uyandırabilir bir şekilde mi gelişiyor? Üzerine düşünmemiz gereken bir soru bu. Modern eğitim sisteminin en büyük eksikliklerinden biri, körü körüne rekabet ve bundan doğan taklitçiliktir.
Amma, Batı üniversitelerinin birinden, bir profesör tanıyor. Kendisi burs onaylarından ve Uluslararası Çalışmalar programından sorumlu. Bana, “Amma, Hindistan’dan birçok burs ve doktora başvurusu yapılıyor. Ancak başvuruların % 99’unda öğrenciler tıpatıp aynı şeyleri yazıyor. Tüm başvuru formları aynı görünüyor. Formu okumaya başlar başlamaz, çöpe atıyorum.”
Eğitim Sistemimizi Yeniden Şekillendirelim
Öğrencilerimizde yaratıcılığı teşvik etmek için eğitim sistemimizi yeniden şekillendirmek zorundayız. Şüphesiz, modern eğitim sistemi çocuklarımızın isim, şöhret ve zenginlik peşinde koşmalarına yardımcı oluyor. Ama tüm insan hayatı sırf bundan mı ibaret? Hayatın amacı sadece çok kitap okumak, rekabetçi sınavları geçmek, diploma almak, iş bulmak ve para kazanmak mı?
Yaşam ve Yaşamak Aynı Şey Değildir
Yaşam ve yaşamak aynı şey değildir. Yaşamak için bir işe, paraya, eve, arabaya ve başka konforlara ihtiyacımız olabilir. Ancak yaşamı bunlar tam kılamaz. Asıl sevgiye, şefkate, sevecenliğe; başkasının acısını bilen ve hisseden bir kalbe ihtiyaç duyarız. Düşüncelerimizde ve eylemlerimizde hoşgörülü ve olgun olmalıyız.
Eğitim hem içeriye hem de dışarıya ışık yaymalıdır. Eğitim muhakemeyi ve tefekkürü eşit derecede geliştirmelidir. Dış dünyayı bilmek kadar, iç dünyayı da keşfetme merakını geliştirmelidir. Eğitim, bize dış gözlerimiz kadar iç gözümüzü de açık tutmayı öğretmelidir. Eğitim, farkındalık aşılamalı ve öğrencinin ulusuyla, dünyayla, tüm insanlar ve diğer varlıklarla, Doğa ve Tanrı’yla derin bağını güçlendirmelidir.
Potansiyelin %75’i Az Gelişmiş Durumda
Modern eğitim sistemi, zihinsel ve entelektüel gelişim üzerinde çok durur. Ancak bunların ikisi de fiziksel boyuttadır. Ve bu nedenle mezun olanlar, saf varoluş boyutundan tamamen habersiz kalırlar. Eğer bu cehalet giderilmezse, dünyada dirlik ve birliği sağlayamayız. Bir ailede beş kişi olduğunu ve her birinin kral olmak istediğini düşünün; o ailede mücadeleden başka bir şey olmaz.
Kendimizi dört parçaya bölecek olursak, beden-zihin bütünü varoluşumuzun çeyreğinden daha azına tekabül eder. Kim olduğumuz bilincinin, % 75’inden fazlasına cahil durumdayız. Fiziksel sağlığı ve entelektüel gücü korumanın ötesinde, bedene ve zihne yaşam enerjisini veren içsel gücü anlamamız gerekir. Görülür olan her şeyin, asıl temelinde var olanı anlamalıyız.
Dünya Tek Bir Ailedir
Gelecek eğitim müfredatlarımız Hindistan’ın vasudhaiva kuṭumbakam-“Dünya tek bir ailedir” anlayışına en azından bir miktar önem vermelidir.
İnsanlık ilerledikçe, bu birlik bilinci, birazcık düşüncelerimize ve davranışlarımıza yansımalıdır. Aksi takdirde açgözlülük zirve yapacak ve insanlığın varlığını dahi tehdit edecektir.
Bu olasılığın habercilerini geçtiğimiz yıllarda Doğa Ana’nın sunduğu uyarılarda gördük. Tanrı’nın, Doğa Ana’nın uyarılarına kulak asmazsak, insanlık kendini yakın bir zamanda dünyanın nesli tükenmiş türleri arasında sayabilir.
Eğitimin Beş Amacı:
Eğitimde aranması gereken beş amaç vardır:
Geçimini sağlamak: Zenginlik, mevki ve konfor edinmek için gereken bilgi ve beceriler.
Zihinsel sağlığın, yani düşünce ve duygularımızı kontrol etme olgunluğunun, en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu kabul etmek ve bu olgunluğu erişmek.
Kişinin evine ve ailesine; aynı zamanda da bize şefkatle yiyecek, barınak, güneş ışığı, yağmur, dağlar, ormanlar, nehirler, ağaçlar ve meyveler bahşeden Doğa Ana’ya olan borcumuzu ödemek için üzerimize düşen vazifenin eğitimi.
Tanrı’ya ve Doğa Ana’ya şükran, sevgi ve saygı duyma ilhamı ve bu şükrandan doğan sosyal hizmet ve özverili hizmetle meşgul olma motivasyonu.
İç benliğimizin farkındalığını uyandırmak ve şunu anlamak: “Ben ayrı bir varlık değilim. Bilakis, ben bu evrenin bir parçasıyım. Kıyılara ulaşan dalgalardaki su ile okyanusun ortasındaki su nasıl aynı ise, ben de bütün yaratılışla birim.”
Okul Yılları Meditatif Bir Dönem Olmalıdır
Dış dünyayı öğrenmek bir köprü gibidir. Biz bu köprüyü geçebilmeli ve içsel benliğin ışığına ulaşabilmeliyiz. Eğitim, bu amaca ulaşmak için, içinden geçmemiz gereken tapas-manevi perhizdir. Bu yüzden okul yılları meditatif bir dönem olmalıdır. Eğer öğrenciler eğitimleri süresince bu temel üzerinde sağlam dururlarsa, asla kıskançlığa veya rekabetçiliği düşmeyeceklerdir. Bunun yerine, hayatları sevgi ve dostluğun hüküm sürdüğü; insanın, doğanın ve Tanrı’nın elele ilerlediği bir kutlama olacaktır.
Umudu ve İyimserliği Kaybetmeyelim
Koronavirüs pandemisi ile birlikte, dünya karanlık ve zorlayıcı bir dönemden geçiyor. Ama umudu ve iyimserliği kaybetmeyelim.
Amma bir hikâye hatırlıyor: Bir keresinde büyük bir salyangoz grubunun kuzeye doğru gittiğini gören ve güneye doğru uçmakta olan bir grup kuş onlara yaklaşır ve “Hepiniz nereye gidiyorsunuz böyle?” diye sorar. Salyangozların lideri cevap verir: “Ah.. Ötedeki kuzey orman yoluna gidiyoruz.”
Bunu duyan kuşlar gülüşürler. “Dalga mı geçiyorsunuz. Biz bahsettiğiniz o ormandan dönüyoruz. Orada şu anda kuraklık hakim var. Tüm ağaçlar kurudu ve tek bir yeşil yaprak bile kalmadı.”
Ama salyangozların lideri şöyle cevap verir: “Problem değil. Biz varana dek, birçok yaprak yeniden çıkmış olur.”
Hikâyedeki salyangozlar gibi, hayatın zorluklarına rağmen ilerlemeye devam edecek iyimserliğe ve özgüvene sahipsek, tüm engelleri aşabiliriz. Özgüven, sınırlamalarımızın yerçekiminden kurtulmak için gerekli olan itici roket gibidir.
Benim Sizinkinden Başka Kolum Yok
Yolunu aydınlatmak için güneşin bir muma ihtiyacı olmadığı gibi, Tanrı’nın da bizden gelecek bir şeye ihtiyacı yoktur. Yoksul ve muhtaçlarda Tanrı’yı görerek, onlara şefkatle yaklaşmaya çalışalım. Böylece, ilâhi lütfun bize akması için uygun hâle geliriz.
Köyün birinde, kollarını açmış çok güzel bir evliya heykeli varmış ve altında ‘Kollarıma gelin’ yazıyormuş. Yıllar içerisinde heykelin kolları kırılıp gitmiş. Köylüler, heykeli çok sevdiklerinden bu duruma üzülmüş ve ne yapacaklarına karar vermek için toplanmışlar. Bir kısım, heykeli indirmeyi önermiş, diğerleri itiraz edip yeni kollar yapılması gerektiğini söylemiş. Sonunda yaşlı bir adam çıkıp “Hayır. Boşverin yeni kol yapmayı. Kolsuz kalsın.” demiş. Diğer köylüler “Ama aşağıdaki levha ne olacak? ‘Kollarıma gelin’ yazıyor” diye yanıtlamış. Yaşlı adam cevaplamış: “Sorun değil. ‘Kollarıma gelin’ yazısının hemen altına ‘ama benim sizinkinden başka kolum yok.” eklemelisiniz.
Tanrı bizim kollarımız, bizim gözlerimiz ve bizim kulaklarımız aracılığıyla çalışır.
Bizler, İlâhi’nin içimizden akmasına izin vererek, Onun elinde ideal araçlar olalım.
Doğru Zaman, Kişisel Gayret ve Tanrı’nın İnayeti
Eylemlerimizin istenen sonuçları vermesini istiyorsak üç faktör gereklidir: Doğru zaman, kişisel gayret ve Tanrı’nın inayeti.
Diyelim ki önemli bir etkinliğe katılmak için uzun bir yolculuk yapmamız gerekiyor. Bunun için sabah erken kalkıyoruz, arabaya biniyoruz, havaalanına doğru yola çıkıyoruz.
Belki yolda arabamız bozuluyor ya da küçük bir kaza yapıyoruz, bu yüzden de uçağı kaçırıyoruz. Veya havaalanına zamanında varıyoruz ama bu sefer de uçağın mekanik bir sorun yaşadığını ya da hava koşullarından ötürü uçuşun iptal edildiğini öğreniyoruz.
Biz burada yeterli gayreti göstermemize rağmen, lütuf faktörü eksik olduğundan niyetlendiğimiz noktaya ulaşamıyoruz. Tüm eylemlerimizi tamamına erdirmek için Tanrı’nın inayetine ihtiyacımız var. O lütfu almak içinse iyi eylemler yapmamız gerekiyor.
Uyanalım ve ilâhi lütfa açık olalım. Paramātman (Mutlak Bilinç) hepimizi korusun.
*Bhārat, Hindistan’ın asıl ismidir. Işığın ülkesi anlamına gelir. Hindistan, Müslüman ve İngiliz işgalciler tarafından verilmiştir.
Oṃ Lokāḥ Samastāḥ Sukhino Bhavantu Dünyadaki tüm varlıklar mutlu ve huzurlu olsun.
Amma, 11 Eylül 2015 tarihinde tüm Hindistan’ı kapsayan tuvalet inşa girişimi ve açık alana dışkılamayı bitirmek için 200 milyar Rupi (30 milyon dolar) değerinde bağış açıklamasında bulundu tarif viagra pfizer. Amma, Başbakan Narendra Modi’nin Swachh Bharat (Temiz Hindistan) ve Namami Gange (Temiz Ganj) projelerinin parçası olarak, Ganj Nehri çevresindeki en fakir köylerin tuvalet inşasında kullanılmak üzere 100 milyar rupi değerindeki çeki Hindistan Maliye Bakanı Arun Jaitley’e sundu. Bu projeler, açık alana dışkalama sebebiyle kirlenen sulardan etkilenen, milyonlarca vatandaşın yaşamını tehdit eden hastalıkları sonlandırmayı amaçlıyor.
Projenin 100 milyar rupi değerindeki ilave ikinci etabı, ay sonunda gerçekleşecek olan Amma’nın doğumgünü kutlamaları esnasında açıklanacak. Amma: “Bana göre, gerçek ibadet yoksullara yapılan merhamet dolu hizmettir. Özverili hizmet ile gerekli farkındalığın muntazam karışımı, hakiki şefkattir. Bu proje, gerçekten ihtiyacı olanlara, gerekli yardımı sağlayacaktır. Sadece inşa değil, eğitim de gerekmektedir. Köylülere, açık alana dışkalamanın zararları – kirlenen su ve toprağın, gıdaya bulaştığı ve birçok parazit enfeksiyonlarına yol açtığı öğretilmeli. Bizim organizasyonumuzun tuvalet inşa deneyimlerine dayanarak, farkındalık yaratmak temeldir. Diğer türlü, gerekli tüm imkânlara sahip olsalar bile, kullanmayabilirler.”, dedi.
Embracing the World, bu bağışların yanı sıra, gerekli eğitimleri de sağlamaktadır.
Mart 2015’deki Delhi ziyaretinde Başbakan Modi ile Amma, öncelikle Temiz Ganj projesine Amma’nın organizasyonunun katkılarını konuştular. Bu vesileyle Başbakan, hükümetin bugüne kadar ki en büyük çevresel ve temizlik projesi olan ve 2019’a kadar 60 milyondan fazla eve sıhhi tuvalet sağlanmasını hedefleyen Temiz Hindistan Projesi ile uyumlu giden çevresel girişimlerinden dolayı Amma’ya minnettarlığını dile getirdi. Güncel rakamlar 600 milyondan fazla insanın sıhhi tuvalete erişimi olmadığını gösteriyor. Bu da hastalık ve buna bağlı toplumsal problemlerin başlıca sebeplerinden sayılıyor.